B'ölüm -39- (38.bölümden devam)

๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑ B'ölüm -XXXVIX- ๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑ (Önceki B'ölümden devam)

Büyük Usta Rahan , Erkan'ın odasına doğru gölgesini uzattı. Gölge,canlı ve esnek bir yapışkan sıvı gibi, zift gibi; Büyük Salondan uzanarak Erkan'ın küçük odasına doğru kıvranarak yılan esnekliğinde ve hareketliliğinde kolayca koridorlardan aktı. Erkan'on odasının önünde duraladı ve kapının hemen altından aynı sessiz sinsilikte, kayıp girdi..
Erkan bekliyordu. ayaklarını oturduğu yatağa doğru toplayıp bağdaş kurdu. İçeri, yatağının ucuna kadar süzülen gölgeye saygıyla eğilip Styx selamını verdi. Koyu gölge Erkanın önünde, yerde gittikçe yoğuşup kesifleşerek yağmur sonrasında asfalt çukurlarda biriken küçük yağmur gölü kıvamına gelince durdu, ardından kaynayan bataklık yüzeyi gibi fokurdamaya başladı. Kaynayan bu yoğun siyah sıvıdan çıkan hava kabarcıklarından biri git gide büyüyüp ardından da iyice yoğunlaşıp Cam bir Küreye, büyücülerin kullandıkları içinde bulutların hızlı hızlı dönüp durdukları Cam bir fanus'a dönüştü.

๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑

Erkan, uzanıp birikintiden oluşmuş cam küreyi aldı dikkatlice iki eli arasına. İçine baktı. Pasparlak Cam küre içinde sürekli dönenen bulutlar birden bire görüntülere dönüşmeye başladılar. Erkan , izlemeye devam ediyordu.

Kürede yansıyan görüntü önce yemyeşil parlayan bir ışık ardından da ışıktan oluşmuş bir kitaba dönüştü. Kitap ani bir hareketle kendi ekseni etrafında dönmeye başladı hızla ve aniden de durdu. Durduğunda birden bire kitabın ortalarından bir sayfa açıldı ve sayfalada yazılı kelimeler yine fosforlu çiğ yeşili parlaklığında bir ışık yayarak kitaptan havalandılar. Kelimelerin kitabın derisinden kopup da havalanmasını güneşten yanan deriyi soyarkenki duyumsattı hisse benzetti Erkan. Kitaptan ayrışan ve havalanan kelimeler yavaş yavaş kendi yörüngelerinde dönmeye başladılar. Her bir kelimeyi oluşturan harfler de atomların çevresinde , yörüngesinde dönen elektronlar gibi birbirlerinin çevresinde dönmeye başladılar. Gittikçe hızlarını artırarak..Sonunda hız o kadar arttı ki kelimeler altı kutuplu altı odaklı ışık noktacıklarına dönüştüler. 6 odaktan süzülen 6 ışık vektörü lazer ışığı gibi kesiştikleri yerde birleşip çok güçlü bir ışıkla Erkan'ın alnına doğru, iki gözünün arasındaki noktaya; 3. gözün bulunduğu astral şakraya - styxçesi Ezanor ivety 'e- doğru akmaya başladı.

๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑

Alnının ortasındaki iki kaşının tam ortalandığı noktadan küreden gelen ışığı neredeyse soğurup, iştahla tüketen Erkan, hala BUDA heykelleri gibi, yatağının üzerinde bağdaş kurmuş, kara lotus pozisyonunda kendisinden , dünyadan, somut gerçeklikten, kısacağı herşeyden ve herkesten kopmuş ayinin bitmesini bekliyordu.

๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑

Erkan'ın 3.gözü kendisine direkt olarak süzülen ışık hüzmesini yeterince emerken, kapamış olduğu gözlerine ve kendinden uzaklaşmasına rağmen olup biten herşeyi "biliyor, görüyordu". Yeşil ışığın kendisine , ruhuna direkt olarak taşıdığı bilgi bin yıllar ötesinden geliyordu. Bütün görselliğiyle, çıplaklığıyla, açıklığıyla..Dünyanın tarihini, savaşları, aşkları, hayal kırıklıklarını, mutluluk ve hüzünleri, doğum ve ölümleri, bütün bunları seyreden görevlendirilenleri, düşmanları ve dostları...
Sureti; ışığın manyetizmasında olmasaydı yaşadığı ve gördüğü herşeyden , biliyor olmasından hoşnutluğunu gösterebileceği bir gülümsemeyle dolup taşardı.

๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑

Ayin, aniden başladığı gibi sona erdi. Cam küre ışık kesildiğinde çatladı önce ardından önce küçük parçalara ardından toz zerrelerine kadar ayrıştı. Cam küreden sızan kara dumanlar kitabı, kelimeleri, ışığı iyice boğup ortalığı bir kaç saniyeliğine karanlığın dehlizine daldırdılar.

Gölge, somutlaştığı cisimselliğinden eriyip de yine eski halini, akışkan kesifliğinden soyunup gölge halini aldığında geldiği gibi geri geri sürünerek odanın kapısının aralığından çıkıp gitti.
Erkan gözlerini açtığında kahverengi olan gözleri kırmızıya, koyu kestane saçları da bakır kızılına dönüşmüş, insandan çok vahşi bir dünya dışı varlığa benzemişti.

Kendi kendine sorduğu pek çok sorunun yanıtını Sethir Işığı' ndan almıştı. Yüklenmiş büyü ve yeni yetenekleriyle gücünün sınırlarını merak ederek Erkan, hazırlanıp gitmesi gereken yere doğru yola çıktı. "Bakalım, Alexis'le karşılaşmamız da neler olacak?" dedi kendi kendine.


๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩ (devam edecek )

B'ölüm -38- (Bölüm 37'den devam)

๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑ B'ölüm -XXXVIII- ๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑ (Önceki B'ölümden devam)

"Yaratıcı, O iki meleğin cezaları sona erene kadar dünyada kalıp büyü öğretmelerine ve imtihan aracı olarak insanların arasında kalmalarını emretti. Bazıları onlardan büyü, örneğin karıyla kocanın arasını açacak şeyler öğreniyorlardı. Oysa o iki melek;" Biz Allah'ın imtihan aracıyız, sakın kafirlerden olma" demedikçe kimseye sihir öğretmezlerdi :Bakara 102! ", diye Erkan'ın sustuğu yerden konuşmayı alıp yineledi Rahan tok sesindeki ürkütücü tonuyla. Sesi sanki yüzlerce yarasanın aynı anda uçmasından çıkan garip ve kıyıcı bir tizlikle çıkıyordu. Erkan hala olup bitene bir anlam verememiş, Büyük Usta Rahan'ın kendisine söyleyeceklerini bekliyordu sabırsızlıkla.

๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑

"Büyük büyü kitabımız SETHİR bana dünyaya birinin indiğini söyledi.O beklenen düşman olabilir. Hemen araştırmaya başlamamız gerek..O ne pahasına olursa olsun bulunmalı yoksa..."dedi tıslamayla karışık sesiyle."Bu...Bu...Nasıl olmuş olabilir ki? ",dedi Erkan. 28 yıllık hayatında ilk defa bu denli şaşırmış, ürkmüş; Büyük Sırra, Sırların Sırrına, bu kadar yakın olduğunu hissetmişken bu gelişme hoşuna gitmemişti. Usta Rahan ;"Onu kesinlikle bulup..." Elini birden bire patlayan sesini bastırmak için ağzına götürdü. Sakinleşmeye çalıştı, öfkeden iyice küçülen gözleri; saldırma anına yakın sinsi bir yılanın gözleriydi sanki. Biraz kendine gelince devam etti konuşmasına:

"Seninle oturup bunu tartışacak değilim, zaman aleyhine işliyor.Çabuk hazırlan ve 'Kan Dostluğu'nun ayininden sonra direktiflerimi bekle!"diye buyurdu. Yanında beliren özel uşağın uzattığı şamdanı alan Erkan, hızlı adımlarla büyük salonu terkederken;büyü ayini başlamış,yaşayan insanlardan pek çoğunun unuttuğu Styxçe mısralar eşliğinde odasına doğruldu.


๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑


Odasında sessizce beklerken kendisini; özelllikle de geçmişini düşünüyordu.Kendisini şekillendirip, 'kendisi' yapan yaşadığı ya da yaşamadığı olayların tümü olan geçmişini.Bir insanı "o insan" yapan etkiler, daha doğumdan itibaren sıraya geçip o insanı oluşturacak etkiler olarak bekliyorlardı ve doğumdan itibaren sırayla,itinayla kendisini oluşturacak bir yontucunun el yordamıyla kendisini varediyordu. Ünlü heykeltraş Rodin; "bu kadar güzel heykelleri nasıl yapıyorsunuz sorusuna"Bir kaya parçasını alıyorum,fazlalıklarını atıyorum,geri kalan bu!"şeklinde cevap vermişti. Oturmuş, kolunu dizine, elini çenesine dayayıp uzaklara dalan birini, "Düşünen Adam" heykelini yapan birine yakışan bir cevapla.
Sanki hayat ve olasılıklar bir mermerin fazlalıklarını ustaca yontup,törpüleyip "o kişi" haline getiriyordu. Erkan evlatlık verildiğinde üç yaşındaydı. Doğduğu şehri ve gerçek anne babasını hiç hatırlamıyordu.Tek anımsadığı bahçede oynarken -acaba kendi evlerinin bahçesi miydi?-birden bire bir kadın ortaya çıkmış ve onu kucaklayıp koşar adımlarla kaçırmıştı.Hafızasındaki bölük pörçük görüntüler zaman kurtçukları tarafından tırtıklanıp tüketilse de; kendisini kaçıran kadının kokusunu, kalbinin atışını ve gelecekten esen esmer bir rüzgarla oynaşan kadının koyu saçlarını hatırlayacaktı yine de.

๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑


Ardından bu büyük,dışarıdan terkedilmiş gibi görünen ama içi tıpkı bir karınca yuvası gibi hareketli dev sığınağa getirilmişti. Kendisiyle ilk ilgilenen Büyük Usta Rahan, o zamanlar Rehber Usta olarak görev yapmaktaydı. Alnında sinirlendiğinde ortaya çıkan damar görünmediği zamanlarda, müşfik bakışlarıyla, suskunluğun verdiği donukluk ürkütücü de olsa;kendisiyle ilgilenen tek kişi olması nedeniyle ona sadakatle bağlanmıştı.Erkan'ın bu koca sığınakta arkadaş duygusunu dolduran tek kişi oydu. Birden dalıp gitmiş olduğu geçmişin koridorundan şimdi'nin aymaz gerçekliğine geri döndü.

Rahan Usta'nın emirlerini beklerken yatağına oturmuş, odasının dört duvarındaki, küçükken kendisine korkunç gelen resimlere şimdi alelade bir bakışla göz gezdiriyordu.Ruhundaki sıkıntı göğüs kafesini çatlatacak kadar ağır baskı yapıyordu.Neden uyandırılmıştı?Neden GERİ SAYIM GÜNÜ bu kadar çabuk gelivermişti? Bu; savaşın başladığı anlamına geliyordu ve kendisi bu savaşta önemli bir rol oynayacaktı. Peki neden bunu bilmesine rağmen kendisini sıradan hatta ustalarla karşılaştırılacak olursa ikinci sınıf biri olduğunu duyumsuyordu yine de?...

๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑ (devam edecek)

Bölüm -37-(Önceki bölümden devam)

๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑ B'ölüm -XXXVII- ๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑(Bölüm 36'den devam)

Yerden kalkması istendiğin de avuçlarını birleştirip,serçe ve yüzük parmaklarını kenetledi.Karanlık bir huzur sessiz bir ışınımla etrafa yayılıyordu.Parmaklarıyla oluşturduğu bu özel işareti alnına kadar sürükleyip,selamlanandan ziyade selamlayanı övercesine eğildi yeniden. Kan ustaları Büyük ustanın önünde yere bakıyorlar, gölgeleri gittikçe sönen sinsi bir ateş gibi arkalarında bekliyor; öylece duruyorlardı. Kadim bir karanlığın uslu çocukları gibi Büyük Usta'nın önünde duradursunlar Büyük Usta kendisine verilen selamı yankılıyarak,meraklı gözlerle kendisini izleyen Erkan'a döndü. Başıyla bir şeyleri derin bir uçuruma itermiş gibi, kara kaplı bir kitabı işaret etti"Al onu!"dedi.

๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑

Büyük Usta'nın sesi Erkan'ın kulaklarına ulaştığında; aklındaki herşeyi silmiş ve yerini sadece buyurduğu şeye bırakmıştı. Oysa bu sadece bir fısıldamaydı! Bakışlarındaki kıvılcımlar bu fısıltıya binlerce yol bahşetmişti. Öfkenin belirtileri sesini büyük salona yaymış;bir cüce korosuna binlerce noktada tekrar ettirmişti adeta.

๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑

"636. sayfayı aç ve oku!"
Erkan,Büyük Usta'nın dudaklarından kopmadan sözlerin etkisine girmiş, aceleyle söylenen sayfayı açmıştı. Ve okumaya başlamıştı bile; bir şelalenin kırılmış belinden dökülürcesine salona yankılanarak yayılmaya başmıştı sözler:

"İmam Ahmed,İbni Hibban Sahihlerinde,İbni Ömer'in (R.A) Resullullah (S.A.V)'in şöyle buyurduğunu işittiğini rivayet ederler: Adem Aleyhisselam yeryüzüne indirildiği zaman Melekler dediler ki: Ey Rabbimiz,yeryüzünde,bozgunculuk edip fesat çıkaracak,kan dökecek kimseler mi yaratacaksın? Halbuki biz Seni (C.C) hamd ile tesbih ve takdis ediyoruz ... Allah(C.C)"Şüphesiz ben sizin bilmediklerinizi de bilirim.", buyurdu. Melekler;"Biz Sana (C.C) ademoğlundan daha fazla ibadet ederiz", dediler.

๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑

Cenabı Hak Melekler'e:"Meleklerden İki melek getiriniz.En çok ibadetiyle övülecek meleklerden. Nasıl amellerde bulunacaklarına bakalım", buyurdu. Melekler: " Ey bizim Rabbimiz(C.C) Harut ve Marut? ", dediler. Ve Alemlerin Rabbi olan Allah o iki meleğe "Yeryüzüne ininiz!" diye emretti. "İnsanlara pek çoğunu vereceğim imtihan aracı olacak duygulardan size yalnızca şehveti vereceğim"

๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑

Harut ve Marut yeryüzüne indiler. Bitki cinsinden bir çiçek,onlara beşerden güzeller güzeli bir kadın suretinde göründü. Melekler o kadının yanına vardılar ve kendileriyle cinsi münasebette bulunmasını istediler. Şehvet rüzgarında sallanan bu iki kutsanmış başak kendilerindeki bereketi unutarak kadına eğilip isteklerini yenilediler. Dişi, meleklere "Allah'a şirk koşan şu kelimeyi söylerseniz isteğinize kavuşabilirsiniz"dedi. Melekler:"Hayır olmaz,Allah'a (C.C) yemin ederiz ki O'na ebediyen şirk koşmayız"dediler. Kadın bu sözler üzerine onlardan uzaklaştı.

๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑

Sonra onlara ardında bir çocukla birlikte göründü. Melekler kadına isteklerini yinelediler ve kendilerine teslim olmasını istediler. Kadın:"Hayır,olmaz!"dedi. "Ancak şu çocuğu öldürürseniz size teslim olurum." Melekler: "Biz çocuğu asla öldürmeyiz"dediler. Kadın çekip gitti,sonra tekrar geldi. Yanında bir çanak içki taşıyordu. Melekler yine kadının teslim olmasını istediler. Kadın şehvet nehrinin kendisine taşıdığı bu iki meleğe dönüp şarabı onlara gösterdi ve "Bunu içerseniz olur yoksa olmaz"dedi.

๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑

Melekler içkiyi içip sarhoş oldular,kadınla zina yaptılar ve çocuğu da biçip öldürdüler. Ayıldıklarında kadın onlara şöyle ses etti: "Benim sizden isteyipte yapmadıklarınızı içki içip birer birer yaptınız. "Pişman olup tövbe ipine sarılan Harut ile Marut Merhametli Allah tarafından yaptıklarının cezasını ahirette veya cennette çekmek üzere muhayyer kılındılar. İki melek işledikleri cürmün azabını dünyada çekmeyi ihtiyar ettiler.

๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑

Bu ceza insanlara büyüyü öğretmekti. Onlar "Sakın ola ki insanlara zarar verecek büyüler yapmayın, bu bir imtihan aracıdır" diye uyarmadıkça kimseye birşey öğretemezlerdi. Fakat insanlar karıyla kocanın arasını bozacak yahut zarar verecek büyüler öğreniyorlardı, hoş,Allah'ın izni olmadan kimseye bir zarar verecek değillerdi ya..."

๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑

Okumayı kesti Erkan ve yüzünü göstermeyi reddeden bir aynaya bakıyormuşcasına Büyük Usta Rahan'a çevirdi suretini...

๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩ (devam edecek)

B'ölüm -36- (35.den devam)

๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑ B'ölüm -XXXVI- ๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑(Bölüm 35'den devam)

۩๑๑۩۞۩๑๑ Sellzoso'nun Laneti - Miyakoda Tarihi ๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑

Apar topar uyandırılmanın verdiği sersemlikle; şamdandan ışıyan ve karanlık mahzeni boydan boya yaran koridoru aydınlatan mumun titrek ışığında, kan çanağına dönmüş iri kahverengi gözleri iyice kısılmıştı. Hemen her zaman 3 mumluk bir şamdanın, karanlığın kuşattığı kocaman ve derin koridoru son noktasına kadar nasıl bu kadar iyi aydınlattığını düşünürdü. Mumların büyüyle, ölmüş bebeklerin sarıldığı kefen bezinin yağından yapılmış olduğunu biliyor olmasına rağmen, yine de bu ölümsü cansız hastalıklı ışık karanlığı tuhaf bir şekilde yutuyor olmasına şaşıyordu her defasında. Neredeyse koşar adım, hızlı hızlı yürüyüşüyle; nefes nefese kalmış gövdesi, soluk soluğa bir rampayı çıkmaya çalışan,burnundan soluyan antika bir katara benziyordu.

๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑
ELinde şamdan kendisine emredilen yere bu özel ulağın peşinde koşarak gidişinin başlangıcını düşündü. Dipsiz ve derin uykularından birindeydi.Rüyasız, sessiz, boşluklu..Birden gövdesinin sarsılarak dürtülmesinden uyanmıştı sıçrayarak. Kendisini uyandıran özel ulağa kaş göz işeretiyle ne olduğunu soracak olmuş, kendisini uykunun en tatlı yerinde uyandıracak kadar önemli olan "şey"in tedirginliğine, özel ulağın sabit ifadesiz ve daha da önemlisi cevapsızlığını katık edip, apar topar yataktan fırlamıştı.
Büyük salonun kapısına geldiğinde-Namoge Kapısı- görkemli ve eski kapıyı önce Styx Ayinlerinin başlangıç selamıyla selamladı ve ardından kapının selamı alıp zamanın derin kuyusundan gelen garip seslerle-inlemelerle mi demeliydi yoksa- açılmasını; hızlı hızlı çarpan kalbinin sesini bastırmaya ve heyecanını gizlemeye çalışarak bekledi.

๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑

Namego Salonu’nun kapısı açıldığında içeride büyük kan ustalarından 6’ınında hazır olduğunu gördü. Bleack Ayinine özgü siyah kukelatalı özel kıyafetlerini giymişlerdi. Namego Salonu diğer adıyla Büyük Salonu ilk defa “milenyum gecesinde” kan ayini sırasında görmüştü. Erkan, çok önemli konular dışında yüzyılda bir açılan –yüzyıl dönümünde sadece- bu salona kolayca girilemeyeceğini iyi biliyordu.

Küf kokulu, duvarları tamamen kuarzdan yapılmış, döşemeleri lila taşından özenle yerleştirilmiş bu büyük salonda büyücülüğün ve büyünün başından beri var olan her türlü nesne, eşya, malzeme ve sunak bulunurdu. Salonun tam ortasında "ölüm ağacı "adı verilen bir ağaç sürekli kanla beslenen ve sulanan bir platforma yerleştirilmişti. Salonun kubbesine doğru uzanan gövdesi kubbeyi de kırarak gökyüzüne doğru uzanıyordu sanki ama dışarıdan bakıldığında kubbenin dışına taşan gövdesi asla ölümlü gözler tarafından görülemezdi.

๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑

Salonun diğer köşesinde bulunan ve kurban ayinlerinin yapıldığı sunağın önündeyse, simyacıların deyimiyle, "inmobiculus çemberi", mevcuttu. Her bir yana, bir sürü üzeri örümcek ağlarıyla kaplanmış pek çok metaryelin olduğu, büyücülük sanatında kullanılan yüzlerce eşya, ifrit ve cinlerin hapsedildiği aynalar, pek çok doğa üstü olayı kontrol etmekte kullanılan araç gereç özensiz bir düzenle salona yerleştirilmişti.

๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑

Özel ulaklardan iki tanesi 6 kan ustasının yanından kendisine doğru yaklaşıp Büyük Ustanın yanına kadar kendisine eşlik ettiler. Erkan, hala kalbinin hızlı hızlı çarpmasını kontrol etmeye çalışıyordu. Salonun derinliğini dolduran soğuk atmosferine rağmen; yaz gecesindeki bol yıldızları andıran mumlar Erkan’ı biraz kendisine getirdi. Ulaklar; Büyük Kan Ustası'nın yanına kadar getirdiklerinde Erkan'ı; yavaşça eğilip geri geri çekildiler. Erkan; Usta'nın karşısında , Ramtha Tahtında oturan Rahan’ın önünde geldiğinde; selam verip eğildi yerlere kadar.

๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩ ( devam edecek)

B'ölüm -35- (34.bölümden devam)

๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑ B'ölüm -XXXV-๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑(Bölüm 34'den devam)

Birileri için önemsiz sıradan olan herhangi bir şey başkası için çok önemli ve değerli oluyordu demek ki. Bir başka açısı ise tiyatro kuramcısı olan Stanislawski’nin sözünü anımsattı ona. "Eğer perde açıldığında sahnede bir silah var ise; son perde kapanana kadar o silah mutlaka kullanılacak demektir."

๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑

"Acaba.." dedi içinden kendi kendine,"karşılaştığımız en küçük önemsiz şeyler dahi hayatımızın her hangi bir bölümünde yada zamanında bir şekilde karşımıza yeniden çıkıp asıl önemlerini o zaman mı ortaya koyuyor?"

๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑

Sercan'ın dünyası, yani anlamlar dünyası iyilik, güzellik, doğruluk gibi sıfatsal anlamları içerdiği kadar, kötülük, yanlışlık,çirkinlik gibi anlamları da içinde barındıran bir dünyaydı. Sercan'ın yaşadığı anlamlar dünyasındaki soyut evi, iyilik güzellik,hakikat, doğruluk gibi anlamsal olarak birbirlerini besleyen ve destekleyen sıfatların birleştiği aşk okyanusu kıyısında, bir vadinin tepesindeydi. Bun unla birlikte okyanusa kıyısı olan bir başka vadi vardı: Benlik Vadisi..Bu iki vadinin sınır çizgisini "seçim" kelimesinin anlamıyla ayrılan bölgesinde iki küçük patika vardı. Biri doğruca kişiyi Sercan'ın bulunduu yere diğeri ise " kaybolmuş yolun unutulmuş harfler patikası" adında oldukça tehlikeli bir yoldu.

๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑

Anlamlar dünyasındaki en tehlikeli 3 bölgenin içinden geçen bir yoldu orası. Tıpkı her iki yanı da uçurumlarla çevrili çürümüş ahşap bir asma köprüden karışıya geçmek gibiydi. Bu bölgelerde vahşi , kıvrandırıcı, süründürücü, işkenceci kelimeler, anlamlar, her türlü çirkin ve kötü kelime ve anlamları yolunu kaybetmişleri kendilerine çekip tamamen sindirebilmek için sabırla beklerlerdi. Her daim mutlaka pusuları ve tuzakları mevcuttu.

๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑

Sercan; bir keresinde çok da farkında olmayarak bu bölgeye düşmüpş, nasıl olduğunu bile göremeden "biri"tarafından açıkca kurtulmuştu. O "birinin" kim olduğunu ve nasıl kurtulduğunu hafıza dolabını zoırlasa da anımsamıyordu. Geri dönülmesi mümkün olmayan bir yerden ve beladan, anımsayamaıdğı biri tarafından anımsayamadığı bir şekilde kurtarılmıştı ve alabak'çayı da o süreçte- yine anımsamadığı bir biçimde- öğrenivermiş, o yasak dilin neredeyse tamamına vakıf oluvermişti. Bildiği tek şey buydu. Alabak'ça insanlara dair bir dil olmadığı gibi, içerdiği anlamlarda da, insanların dünyası için oldukça tehlikeli bilgiler mevcuttu . Alabak'ça , “zehirli ateş”ten yaratılmış cinlerin ve ifritlerin diliydi.

๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑

Abalakçada ki seslerin , kelimeler ve anlamların titreşimi ve frekansı , harflerinin tutunduğu anlamların kesifliği, gücü, negatifliği; dünyada Harut ve Marut adındaki iki meleğin cezalarını çekmeleri için dünyaya gönderilmesiyle; ilk defa dünyada kullanılmaya başlamıştı. Genelde büyü yapmak için kullanılır, harflerin ve anlamların enerjileri ,eylemleri,oluşumları, zamanı tutma eğip bükme hatta kırma gücü bunları taşıyacak cin köleler üzerinden yapılabilirdi. Cinlerin çoğu bu dilin kelimeleri ve anlamlarını bilen insanlar tarafından kullanılabiliyordu. Ve çok nadir de olsa çok çok güçlü ifrit denilen yaşlı bilgin kötü cinler tarafından . Şeytan ve birinci kuşaktan 7 kuşağa kadar çocukları tarafından yani.

“Bu sembolü siz nasıl ele geçirdiniz?” dedi Sercan ikisinin de akıllarının oldukça karışmış olduğu kolaylıkla anlaşılan yüzlerine bakarak..
๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑ (devam edecek)

B'ölüm -34-(33. Bölümden Devam)

๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑ B'ölüm -XXXIV- ๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑(B'ölüm 33'den devam)

Sercan, bir harfi tanıyıp söylemenin karşısındaki bu iki insanın yüzünde hayalet görmüş şaşkınlığı oluşturacağını bilseydi asla çenesini açmazdı. Ekremle birbirlerine dönüp bir süre şaşkınlığı hazmetmeye çalıştılar sessizce. Sercan gözleriyle bir ervine bir de Ekreme bakıyordu. Kendisini köşeye sıkıştırılmış ve baskılanmış hissediyordu. Her yerde her doğruyu söylememenin neden doğru olduğunu bir kez daha anlamıştı ki Sercan..
“Lütfen söyle, bu dili nereden biliyorsun? Bu dil unutulmuş dillerden biriymiş ve de Eva, Fransa’daki Crm‘deki dostumuz Eva bile bu dili dünyada bilen 3-4 kişi olduğunu söylüyor . ama kimler ve nerede bulabileceğine dair en ufak bir fikri bile yok . Yani sen bu dili nereden biliyorsun?”
Sercan, “bunu size söyleyemem ama bu dili biliyorum. Hukato; tehlikeli uyarı anlamına geliyor. “

๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑

Bir süre daha sessiz kaldılar Ervin ve Ekrem. İkisi de derin düşüncelere dalmış görünüyorlardı. Ekrem çayından bir yudum alarak Ervin’e dönüp, “sence denemeli miyiz? “ diye sordu. Ervin başıyla sessizce onaylayıp,” başka şansımız yok, zaten ne kaybedebiliriz ki?” dedi. Ardından Sercan’a dönüp,“Bu dille ilgili biraz daha bilgi verebilir misin dedi..lütfen? “..Sercan son kelimedeki sesin tonundan gerçekten de yardıma ihtiyaçları olduğunu anladı. Gülümsemeye çalışarak ,” elbette.. Size yardım etmek beni de mutlu eder. “ durdu bir nefes aldı “Aslında bu dili dünyada bilenlerin 3-4 kişi bile olması ilginç. Unutulmuş bir dil ve aslında kökeni kimsenin bilmediği bir zamana kadar gidiyor. Toplamda 8 harfleri vardır. Ama bu harfler yada semboller 40 ayrı harfin birleştirilmesiyle oluşuyor. Yani toplamda bütün hepsi şu anda dünyada kullanılan dillerdeki alfabelere göre 120 ana harften oluşuyor. Normal harflerden başka bu harflerin 40 tanesinin birleşerek 8 ana sembolü oluşturuyor. Yani o senin çizdiğin hukato bu cem harflerin –birleşik harflerin- bir tanesi. Genelde tehlike,uyarı, emir ve yasaklar hakkındadır. Bu uyarının devamında hangi konu ile ilgili uyarıldığı açıklanıyordur sanırım.”

๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑

Sustu Sercan. Bu kadar açıklamayı nasıl yapabildiğine kendisi de şaşkındı oysa. Kendi dünyasındaki keşif gezilerinden birinde kaybolmuş yolun unutulmuş harfler patikasına düşmüştü yolu. Orada üzerine basıp geçtiği o dar ama keskin patika da bu ana sembollerden harflere atlarken anlamlarını da kendisine dahil edivermişti. Ne garip diye düşündü, kendisi için sadece tesadüfen girdiği kaybolmuş yolda kendisine karışan ve hiç önemsemediği bu bilgiler nasılsa bu dünyadaki bu iki yeni arkadaşı için hayati önem taşıyordu sanki.

๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑( Devam edecek)

(NOT: Rahatsızlığım dolayısıyla -sanırım soğuk algınlığı- yazıların tarihsel seyrine dikkat edemeyebilirim. Anlayışınızı eksik etmezseniz çok sevinirim. Kısa sürecek olan bu ara vermede umarım bana dua etmeyi ihmal etmezsiniz. Saygılarımla Güneş Ener.)

B'ölüm -33- (32'den devam)

๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑ B'ölüm -XXXIII- ๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑(B'ölüm 32'den devam)

“Nerde okuyorsun, yani bölümün ne “diye sordu Ekrem. “Benim psikolog olmama 2 ay kaldı.” .
“Evet gurubumuzdaki en yaşlımız O‘dur . Ama hepimizden daha çocuktur ayrı konu “dedi Ervin lafa karışıp. Ekrem, “hiç de öyle değil, o bir kazaydı “diye karşı çıktı Ervin'e. Ervin ona yanıt verdi ve bir süre kendi aralarındaki tatlı tartışmayı esprili atışmayı seyretti Sercan.

๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑

İkisinde de gördüğü gözlemleyebildiği bir şey vardı. Çok tanıdık ve bildik bir şey derken, kelime tanıdık anlamdan kendini soyup ortaya çıktı” samimiyet”. "Bu ikisi çok yakın dost olmalılar" , diye düşündü Sercan. Düşüncesine dalmışken, iki yakın arkadaş Sercan’a soru sorduktan sonra cevabı duymayı bir yana bırakıp, kendilerine döndüklerini anımsadılar.
Durup Ekrem gözlerini özür dilercesine eğdi ve ince bir tonla ,” kusura bakma , biz hep böyleyiz birbirimizi yeriz ne zaman bir araya gelsek. Evet sen nerede okuyorum demiştin?”
Aslında “dedi Sercan.. “İş arıyorum..Okulla pek ilgim yok. Şehre henüz geldim. Kendi dünyamda .şey yani kendi ülkem de dilbilim akademisinde okuyordum .” Bunu birden bire söyleyivermişti.

๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑

“Dilbilim akademisi mi? Nerde burası Azerbaycan felan da mı? Böyle garip bölümler nedense hep Türk cumhuriyetleri üniversitelerinde olur “dedi Ervin yine karışıp söze.
“Ne işi arıyorsun yani nasıl bir iş “diye sordu Ekrem ..

Sercan, kendisine dair net sorulara karşı hazırlıksızdı. Karşısında ve hemen yanında oturan bu iki dostun kendisine yönelttikleri dikkatlerinin altında şüphe uyandırmak ve onların kendisinden uzaklaşmasını istemiyordu. Yalan söylemek ? Bu tavırla da ilk defa karşılaşıyordu Sercan. Doğruyu söylememek de yalan söylemekti işte apaçık , gerekçesi ne olursa olsun . Ama her doğruyu her yerde söylemenin de doğru olmadığını biliyordu. O yüzden Ervin’in kendisi adına sunduğu bu cevaba şimdilik itiraz etmeyecekti.

“Nasıl bir iş olursa olsun ..Sadece aradığım şeyi bulana kadar burada olmalıyım . Bulana kadar da yaşamak için gereken ihtiyaçlarımı karşılayacak kadar kazandıracak herhangi bir iş olur, “dedi Sercan..

Şehirde yabancısın, ama türkçeyi iyi konuşuyorsun,yaşına göre çok akıllı ve bilgilisin..Dürüst birine benziyorsun ki bu konuda sezgilerim çok keskindir,ve zengin olma hırsıyla değil sadece amacına ulaşmak için gereken kadarına razı oluyorsun “ dedi Ervin. Son kelimeyi dönüp Ekreme söyledi, sanki düşündüğü şeyin aynını Ekremin de düşündüğünü bildiğini göstermek istiyordu. “Evet “dedi Ekrem “Ervin haklı.”

๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑

O’nu aramakla bulamazsın ama bulanlar gene de arayanlardır”dedi Ervin. “Beyazıd-ı Bistami'nin sözü. Gerçi burada kast edilen iş değil ama sen; her ne arıyorsan, bil ki araman bile bulacağının bir delili..Karşına ne çıkarsa çıksın yılma ve de aramaya devam et inşaAllah her şey güzel bir şekilde inandığın şekilde olur. “
Gülümsedi Sercan “sağ olun
“Seninle tanıştığımıza sevindik Sercan” dedi Ervin kalkmaya hazırlanırlarken. Sercan'da gülümsedi. Garson hesabı almaya davranıyordu ki Ervinin telefonu çaldı, duraladılar.

๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑

Ervin telefonu açmadan hemen önce Ekreme ,” Eva” dedi, heyecanla. Konuştukça yüzü önce gerildi ardından da üzüntüyle konuşmaya devam etti bir süre. Ekrem de kulak kesilmişti telefon konuşmasına…O da tıpkı Ervin gibi önce sevinçle neşelenen yüzüne konuşma devam ettikçe duralayıp hüzüne ve sıkıntılı bir ifadeye bırakmıştı. Ervin telefonu kapadıktan sonra
Biraz daha oturalım mı “ diye sordu Ekreme . Ekrem başıyla onayladıktan sonra Sercan’a döndüler. Sercan “çok mutlu olurum “dedi . Yeniden kalktıkları gibi oturdular. Yeni kahve ve çay siparişlerinden sonra konuşamaya devam ettiler Sercan’ın orda olmasına aldırmaksızın.

๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑

Peki şimdi ne yapacağız? Eva tek umudumuzdu .Çok önemliydi Onun bu metni çözmesi . Ama Eva bile çözümleyemediyse sanırım dünyada kimse onu çözümleyemez..Gerçi üzerinde çalışıyor olması zayıfta olsa bir ihtimal sonuca ulaştıracak bizi ama.. bu olmamalıydı.”
İkisi de susup Ervinin deftere çizdiği sembole bakıyorlardı.

Hukato” dedi Sercan..İkisi de daldıkları düşüncelerden sıyrılıp Sercan'a döndüler. Sercan gülümsemeye çalışarak “Şey.. Yani.. Çizdiğin harf. Hukato harfi..Demek alabakça biliyorsun.”

Alabakça mı? O da ne? Sen bu dili biliyor musun” diye sordu şaşkın gözlerle Ervin.

๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑๑۩۞۩๑๑۩۞۩๑๑ (devam edecek)